milyon sesli mızıka

Tak peşine Hüsn ü Aşk'ı, kur aşkın sehpasını / Baş üzre yerin var. İster kanlı ister kansız gel

  klee

 

Sabrı büyük gerçekten, beni bağrına basanın

Şiirimin kuması çok, pervanemin gözü bağlı

Bir günah gömüsü oluyor elif dediğimde çarşı

Ne geyikli gece ne mis sokağı ne tahanın kitabı

Dilsizin duasıyla, çolağın tokadıyla açılan

Bu dul coğrafyada kendine akıyor işte her kapı

Kara donlu güvercinlerle dolsa da aşkın çayırı

Benim gecelerim leyla cesedinden geçilmez

Ateş topundan bir kuyuda çınlar gündüzüm

Dağlar bizim değil ama ferman hep padişahın

 

İki dize iki dize büyürdü göçmen çocukluğum

Rimbaud’nun gemisine binerdim, Ali’nin terkisine

Davul tozu ve minare gölgesi içinde yaşamak

Benzer mi hiç kalbi kar kaldırmayanın endişesine

Bu yüzden ölüm korkusuyla avutuyorum gönlümü

Bu yüzden, sazlığı özleyen ney gibi evime dönüp

Anamın saçında beyaz bulmaca oynuyorum

İnsan her yerde doğar fakat vatan gerek ölmeye

Geçiyorsam şimdi aşktan, kızları evden kovarak

Hep bu bozuk düzen, bu darağacı suratlı toplum

 

Elifin uğru nakışlı tamam yavru balaban bakışlı

Fakat ya açsak, yorgunsak, al kan içindeysek

kandinsky

 

Nerede kereveti bu masalın, gökten böyle düşerken siccin

Kerameti nerede hocam bu makus tarihin, körelen giyotinin

Musa’ya men ve selva biriktiren, hiraya incir ve zeytin

 

O kızlar nerede? Elleri morfin ve tütün kokan bu ecinniler kim

Kim bu cennet vatanın uğruna ta uzak asyadan gelip bizim

Mahallemize tüy dikip konsomatrislik yapan hiroşima sevgilim

 

Bu fanusta kaç yunus kaç okyanus böyle soğuk sular içerek

Eniştemiz mi olmuş firavun dere tepe ana avrat düz giderek

Kantocu peruz kim mehdi nerde niçin öpsün bizi bamsı beyrek

 

DÖRT DÖRTLÜK

9/12/2007

miro

 

BAĞIMSIZ

 

Dağlar dağların üstünde işte evler evlerin, bakar durursunuz

Bir İskender ordusu tüner üsküdarın düşüne, bakar durursunuz

Odysseus mu spartaküs mü lambamız bozuk seçilmiyor insandan                                  

Sırıtarak bütün darılarımızı yedi bezirgânlar, bakar durursunuz

 

EMİN ÇÖLAŞAN

 

Kesip saklardım bütün yazılarını, kupon biriktirir gibi

Ah dostum, satılmış medya işte, bilemediler kıymetini

Tırstı ertuğrul faciasından bak tuzsuz deli bekir bile

Beklerim, ara sıra uğra yanıma, tedavi görüyorum şimdi

 

ZENCİLER BİRBİRİNE BENZEMEZ

 

Caz mı istersiniz petrol mü, Kunta Kinte mi, Harlem mi?

Çan mı büksün kulağınızı ezan mı, eldiven mi totem mi?

Çatlak bir zenci dudağı gibi mi doğar afrikada güneş

Fildişinden bir darağacı yoksa yağlı bir urgan gibi mi?

 

NEF’Î

 

Dadaş dediler amma hiç yolu düşmemiş Erzurum yaylasına

Muradi bir gürz altında sermiş postunu şiirin hımbıl atlasına

Kelle koltukta, dil pabuç gibi, yürek adeta mangal.. şiraze yok

Mutluluğa bakın ki gökten nazire inmiş Siham-ı Kaza’sına

 

Ali Emre

KUYUmCU MURAT

9/12/2007

 

Ters çevrilmiş şuh bir denize bakıyor, Fatih’in tam da göbeğine

Boynu kıldan ince, kaç kambur fırlamış sırtından kubbe gibi

Yarım kalmış pizzası, dağıtmış sofrasını sayısız alaturka harami

Düdüğü işitilmiyor artık hakemin, küresel bir darbe mi olmuş ne

 

Mahmuzunu kente değdirince silme mc donalds doluyor eyeri

Hep o kancığın işi bunlar, ah o haddini bilmez aşüfte azınlık

Abdestsiz marş bile dinlemezdi küçükken, metropolde yalnızlık

Böyle bir şey işte, zurnaya döndürür adamı gidinin frenk dilberi

 

Ne yani hep aynı parmaklar mı kalkacak sosyal bilgiler dersinde

Taksitleri ödeyemeyince faize karşı çıkan ayetler okuması

Çok mu matrak bir kuyumcunun, onun cevşenlere sığınan oynaşı

Yağ satarım bal satarım mı oynasın biri bizi gözetliyor evinde

 

Loncaya şairler girince bozulmuş o kıt kanaat grameri esnafın

Ya yaltaklanmaya teşne çoğu ya ayaklanmaya o günden beri

Resimli Türk Tarihi mübarek: hacısı hocası kuyumcusu delisi

Alayından sıkıldık bu Muratların, tüm sadrazamlar tatile çıksın

 

Ali Emre

 

Kalbi çürükler için saklanmış bitek ekin sanki

             Annesini ölümle onaran gürbüz bebekler

             Sefiller için evcil iyilik yekinmeleri

 

Yas içinde yitip gider onca bayram sevinci

             Yol bilgisi çalınmış narin kelebekler

             Kerbelâ’da üşüyen mevlit ilahileri

 

Kim çoğaltıyor yanılgının lekelenmiş sesini

              İçlerinde bir höyükle gezen erkekler

              Evlerden taşan ıslak kadın gürültüleri

 

Yolu bunca uzatan, yanlış yoldaş seçimi

              Hep o hızır suretinde hınzır gülücükler

              Bengisu masalında zehir tekerlemeleri

 

KIŞ KARŞILAMASI

1/11/2007

van gogh

 

Gör işte bir güzel sevin, sabah akşam başucundayım

Öyle işsiz güçsüzüm alnımdaki ter kurumuş çoktan

Kolaylığından sıkılıyorum hayatı uluorta terslemenin

Çocuklarımız güzel ya aramızda bir kış bir patron

Aramızda seçmen kütükleri necatigil loğusa kadınlar

Ne köy olur insandan ne kasaba, televizyon karşısında

 

Titreyip duran korkak ellerimi tutuyorsun bak çirkin

Alıp ayırıyorsun beni sunturlu yerlerinden dünyanın

Sen ne çoksun kadınsın hem güçlüsün işte bilgesin

Öyle isteksiz öyle tutkusuz kinsiz kavgasız yani

Oturup sevilmeyi bekliyorsun o dalgın eşiklerde

Evimize ne kadar yakışıyorsun, temiz ve lirik bir şiire

 

Koynumda büyüttüğüm ekinsin çekirge sürüsü içinde

Bulup onarıyorsun adı kötüye çıkmış tüm sözcükleri

Anahtarı çevirdiğim zaman dünyanın o bütün itliği

Dışarıda kalıyor ya, bu kötü diyorum kendi kendime

Herkesi sevesim geliyor yanında, düşüyor süngülerim

Ayırmak zorlaşıyor eli yüzü düzgün sözlerden bir şiiri

 

Sevgili yalnızlığım, yanındayım işte, bir güzel sevin

İçime boşalıyor onca zehir ve hızla köreliyor giyotin

 

ALİ EMRE

 

Irmakları çağırır sessizce çölün münkir ve fersiz gözlerine

Leylâ mı bir şarkı öyle upuzun tiril tiril

öyle salkım saçak gecenin cirimsiz avlularına

Çocuk ölüleriyle vurdukça kıyılarımıza akdeniz

günübirlik ve dokunaklı bir şarkı sanırım

fille ebabil, ceninle ölüm arasında

 

Umudu kağşamış şehirlerde, Tanrı’nın eski bahçelerinde

Bir gül dağılır gibi oluyor yanlış uzamış bir lamelif

Yüzümüze tutulmuş bir fenerle

diri bir şarkıyla çıkınca Leylâ, murdar kalabalıklardan

/Yaz nerede bitecek bunu çok düşündüm/

Çok düşündüm evini, güzelliğini koruyan

meleği, sevinçle canına kıyan askerlerini onun

Çok düşündüm oynayacak mı kanamadan bahçelerde

Onu görünce indirecek mi eteklerini kent

sevecek mi o gürültüsüz takılarını

Yasin’i sevecek mi, Sabra’yı.. Tankların önüne yatan

iki dağın öpüşmesi gibi gülerek ölen kızları…

İşte kapısı durmadan dövülüyor

dünyaya çarpacak gibi oluyor kalbi – sanki yine eylül

Konuşkan büyük bir yara

çıplak bir tohum gibi sesini gizleyen ter

- Bir yer gösterin ah, bir saçak altı, bir şezlong -

Elma desem savaş çıkıyor Leyla’nın evinde

demesem bırakıp gidiyor beni

 

Yüksünmeden, hiç yabancılık çekmeden her yerde büyüyen

bir çocuktur şimdi Leylâ

Öyle uzun uzun, güzel güzel

öldürülse de herkesin gözü önünde

bütün anneler sırayla emzirir onun düşlerini

Irmaklar titrer Allahım

yüreği terledikçe ettiği onca duadan

Ve başı göğsümüze düşünce

dağlar uğunur dil tökezler kahramanlar yorulur

Kaynaşır atının terkisinde meleklerden bir umman

elleri kesinlikle yumuk yumuktur

 

Ali Emre / DERGÂH 2007