ALİ EMRE / ALİ AYÇİL ŞİİRİNDE İKİNCİ DURAK: NAZ BİTTİ
Ali Ayçil, 1969 doğumlu. Üzerinde duracağımız Naz Bitti adlı kitabından önce, 1999’da Arastanın Son Çırağı adını taşıyan bir şiir kitabı yayımlamıştı.
Vehbî bir şair Ali Ayçil. Kendisi de söylüyor bunu. Sıkı bir işçiliği, titiz bir yazıcılığı olsa da bir eşref saati olduğunu anlıyorsunuz onun şiirinin. Az ve öz yazıyor o yüzden; bekleyerek, berkiterek, biriktirerek yazıyor. Şiirin kendinden sızmasını, domurmasını istiyor adeta. Hem şiire hazırlanma hem de şiiri biçimlendirme açısından geleneği boşlamayan, yerel ve geleneksel olanı dışlamayan bir tutuma sahip olduğu söylenebilir.
Timaş Yayınları tarafından ikinci baskısı yapılan 64 sayfalık Naz Bitti kitabında, iki bölüm ve 21 başlık var. Özenli bir baskıya sahip olmakla birlikte kapak tasarımını pek beğenmediğimi; kapağın, kitabın adıyla da içeriğiyle de pek bir ilgisinin olmadığını belirteyim bu arada.
Yeni bir hece şiiri yazıyor Ali Ayçil. Bir iki şiir hariç, bu kitabında yer alan şiirlerde de bu tutumunu sürdürüyor. Daha çok 14’lü hece ölçüsünün kullanıldığını görüyoruz. Şiirin geleneksel enstrümanlarından ölçü ve uyağı asla boşlamayan bir yazma biçimi var.
Söyleyiş, ritim ve içerik, bu ölçülülüğün derleyip toparlayan çatısı, disiplini eşliğinde tesviye ediliyor. Son çözümlemede esine, bekleyişe, şiire vasat oluşturacak bir eşref saatine değer atfeden bu tutum, kendine bir bütünlük ve biçem kazandıracak bir mihveri gerekli kılıyor. İyi ve bilinçli kullanılmadığında çok sayıda dezavantaja da yol açabilecek bu yaklaşıma şiirini mahkûm etmiyor Ayçil. Geldiği gibi bırakmıyor dizelerini. Manzumeciliğe düşmeme konusunda zinde, teyakkuz hâlinde bir şair zihniyetine sahip. Sözlüğünü genişlettiğini, diri ve güncel tuttuğunu daha ilk bakışta anlayabiliyorsunuz sözgelimi. Şiir başlıklarını belirlemede seçici davranıyor. Şiirini hem güncel hem de entelektüel ilgilere açık tutuyor. İşlek ve taze bir söyleyiş bulmayı ihmal etmiyor. İmgelemini zenginleştirmeye çabalayarak, kolaycılığa kaçmaktan imtina ediniyor. Belki de bu yüzden az ve öz yazıyor Ali Ayçil.
Naz Bitti kitabında yer alan şiirlerden sadece Av başlıklı şiir, ikili dizelerden / beyitlerden oluşuyor. Matla ve makta beyti olmayan bir gazel gibi düzenlenmiş bu şiir. Yalnızca ikinci dizeler birbiriyle uyaklı. Biçim yönünden farklı sayılabilecek ikinci bir şiir de Küçük Beyi Vurdular. Bu şiirde beşliklerden oluşan ana bölümlerin arasına koro tarafından söylenen dörtlükler serpiştirilerek şiire bir devingenlik, biçem yönünden bir farklılık kazandırılmak istenmiş. Bu iki şiir dışındaki bütün ürünlerde, dörtlük nazım birimi egemen. Bu dörtlüklerin de yalnızca ikinci ve dördüncü dizeleri birbiriyle uyaklı. Biçim yönünden, halk şiirindeki koşmaların ilk bölümlerini andırıyor bu dörtlükler.
Yerli, bu toprağa özgü, yabancılaşmaya direnen, kendini onaramasa da büsbütün bırakmayan bir insan var Ali Ayçil’in şiirlerinde. Dil de, duygu ve düşünce evleği de, bizimle paylaşılan hayat sahneleri de hep bu insanın penceresi, olanakları, algı biçimleri eşliğinde sunuluyor okura. Mahzunluğu, masumluğu, acarlığı, bıçkınlığı, muhafazakârlığı, külhanbeyliği, tevazuu, tereddüdü, tebessümü, teslimiyeti hep bir arada görüyoruz bu yüzden. Hece şiirinin ve memleket edebiyatının yükselttiği duyarlıklara da tanık oluyor okuyucu, Garip şiirinden süzülüp gelen tatlara da. Derleyip devşirdiği tat, imge ve görüntülerin hepsi Ayçil’in kendi sesiyle iyice örtüşerek, o sesin evrenine itinayla yedirilerek çıkıyor karşımıza:
yarı saha toz duman ilk onbirden sekizi
forvete üşüşüyor namusa toz kondukça
pörtlek gözlü kaleci ve İskeletor Nuri
defansa çekiliyor bendeki dalgınlıkla
Neden söz ederse etsin, son çözümlemede diri bir şiir yazıyor Ali Ayçil.
Pes eden, nostaljinin baygın dünyalarına meyleden klasik muhafazakâr tutumla akrabalığı yok. Sulu gözlülüğe, sümsüklüğe, çıtkırıldımlığa pirim veren bir tutumdan ısrarla kaçınıyor. Gelenekle, geçmişi biçimlendiren değerler dizgesiyle ilintiler kuran dizelerinde bile delikanlıca bir tutum daima öne çıkıyor:
ben mücrimim efendim gecenin sınırı yok
ölçeksiz haritayla vardığım yer burası…
yani göz göz oluyor yurt tuttuğum her şehir
neye sorsam kendimi; bir münhani sonrası
Kısa, kesik dizelerle kuruyor şiirini Ali Ayçil. Anlam, çok sayıda dizeye yayılarak oluşmuyor kesinlikle. Hecenin olanaklarını gözeterek biçimlendiriyor anlatacaklarını. Betimleme baskın; yer yer pitoresk özellikler öne çıkıyor. Kısa öyküler için hazırlanmış özet görüntü ve insan manzaralarıyla karşılaştığı izlenimi ediniyor insan ilk elde. Mustafa Kutlu, Hüseyin Su öykülerinin şiirle ifade edilmiş bazı biçimleri, kesitleri, bölümleri dolaşıyor gözlerinizin önünde sanki:
zaman kimin evi ki; ağaçların altında
sıra sıra durulur gözlerin içi güleç
gelinler köşe bucak biraz alım, hafif naz
menekşeler sabırsız, adamlarsa üşengeç
Şiirleştirme yöntemini daha baştan belirlediği ve malzemesini o eksende tedarik edip biçimlendirdiği için zikzaklar çizen, farklı izleklerde gezinen, savrulup duran ya da sürekli yeniliği gözeten bir şair tutumuna sahip değil Ali Ayçil. Aynı zamanda sarsıcı, yakıcı bir varoluş sorunu da yansımıyor dizelerine. Süreğen bir kavgası, devrimci bir tutumu yok; metafizikle, iç dünyadaki depremlerle cebelleşen bir yöneliş de söz konusu değil. Murat 131 başlıklı şiirinde olduğu gibi, mahalle bilincinin fazla örselenmeyen ve insanın içine bir nebze de olsa su serpen, bize ait olanı ve fakat yavaş yavaş kaybetmek üzere olduklarımızı hatırlatan bir duyarlık:
hakbilir olmak lazım, arada bir duygusal
kızı ere giderken yüzünde koca bulut
bayramda el öpene bütün cepleri sebil
mutlak omuz veriyor kalkar iken bir tabut.
90 kuşağının en önemli şairlerinden biri olan, şiirleri kadar şiir üzerine yazılarıyla da dikkati çeken; son yıllarda farklı türlerde güzel ürünlere imza atan Ali Ayçil, şiiri boşlamış görünüyor epeyce zamandır. Dergilerde ismine çok az rastlıyoruz. Şiirle irtibatını koparmamasını dilediğimiz Ayçil’in ikinci kitabının sonunda yer alan anlamlı ve güncel iki dize ile bitirelim yazımızı:
dedim; bu yeşertide bir ceylan yavruladı
siz tutup üzerinde postalla yürüdünüz.
---------------------------------------
Ali Ayçil, Naz Bitti, Timaş Yayınları, İstanbul 2008, 64 s.
NOT: Bu yazı Umran dergisinin Eylül 2009 sayısında yayımlanmıştır.